Abstract
This study examines the geopolitical consequences of record-high global debt through the analytical frameworks of Realism and Neo-Mercantilism. With global debt reaching historic levels and IMF projections indicating sustained U.S. fiscal deficits of 7–8 percent of GDP and a potential public debt ratio approaching 140 percent of GDP by 2031, fiscal sustainability has become a structural determinant of international power. The paper argues that in the 2026–2036 period, global power hierarchies will increasingly depend not solely on military capabilities but on long-term budgetary resilience, debt management capacity, and financial stability. Rising interest burdens constrain strategic maneuverability, intensify domestic political trade-offs between defense and social spending, and reshape alliance dynamics toward more transactional burden-sharing arrangements. Simultaneously, geoeconomic competition is becoming institutionalized, as states rely on debt-financed industrial policies, technological investment, and supply chain securitization to sustain strategic advantage. The analysis concludes that in an era of structurally elevated public debt, the sustainability of power projection will hinge on fiscal endurance rather than military scale alone, redefining the foundations of geopolitical competition in a multipolar system.
- Abstract
- Küresel Borç Rekorunun Jeopolitik Güç Dengeleri Üzerine Etkisi: Realizm ve Neo‑Merkantilizm Perspektifinden Analiz
- Özet
- Giriş
- I. Realizm Perspektifi: Güç, Güvenlik ve Mali Dayanıklılık
- II. Neo‑Merkantilizm / Jeoekonomi Perspektifi
- 1. Savunma – Refah İkilemi ve İç Siyasetin Sertleşmesi
- 2. Jeoekonominin Kalıcılaşması ve Ekonominin Siyasallaşması
- 3. Çok Kutuplu Finansal Mimari ve Bloklaşma
- 4. Güç Tanımının Evrimi
- 5. Küresel İstikrarsızlık Riski
- III. Jeopolitik Sonuçlar (2026–2036)
- Sonuç
Keywords: Global debt, fiscal sustainability, geopolitics, Realism, Neo-Mercantilism, geoeconomics, power projection, IMF projections, multipolarity.
Küresel Borç Rekorunun Jeopolitik Güç Dengeleri Üzerine Etkisi:
Realizm ve Neo‑Merkantilizm Perspektifinden Analiz
Özet
Çalışma, rekor seviyelere ulaşan küresel borcun jeopolitik sonuçlarını Realizm ve Neo-Merkantilizm kuramsal çerçeveleri üzerinden incelemektedir. Küresel borcun tarihî düzeylere ulaşması ve IMF projeksiyonlarının ABD’de bütçe açıklarının GSYH’nin %7–8’i bandında kalmaya devam edeceğini ve kamu borcunun 2031 yılına doğru GSYH’nin yaklaşık %140’ına ulaşabileceğini göstermesi, mali sürdürülebilirliği uluslararası gücün yapısal bir belirleyicisi haline getirmiştir. Çalışma, 2026–2036 döneminde küresel güç hiyerarşilerinin yalnızca askeri kapasiteye değil; uzun vadeli bütçe dayanıklılığına, borç yönetim kapasitesine ve finansal istikrara giderek daha fazla bağlı olacağını savunmaktadır. Artan faiz yükleri stratejik manevra alanını daraltmakta, savunma ile sosyal harcamalar arasındaki iç siyasi tercihleri sertleştirmekte ve ittifak dinamiklerini daha işlemsel yük paylaşımı düzenlemelerine doğru dönüştürmektedir. Aynı zamanda jeoekonomik rekabet kurumsallaşmakta; devletler stratejik avantajlarını sürdürmek için borçla finanse edilen sanayi politikalarına, teknolojik yatırımlara ve tedarik zinciri güvenliğine yönelmektedir. Analiz, yapısal olarak yüksek kamu borcu döneminde güç projeksiyonunun sürdürülebilirliğinin askeri ölçekten ziyade mali dayanıklılığa bağlı olacağını ve bunun çok kutuplu sistemde jeopolitik rekabetin temellerini yeniden tanımlayacağını ortaya koymaktadır.
Anahtar Kelimeler: Küresel borç, mali sürdürülebilirlik, jeopolitik, Realizm, Neo-Merkantilizm, jeoekonomi, güç projeksiyonu, IMF projeksiyonları, çok kutupluluk.
Giriş
Bu çalışmanın amacı, küresel borç stokunun tarihî seviyelere ulaşmasının uluslararası sistem üzerindeki yapısal etkilerini analiz ederek, borcun yalnızca ekonomik bir gösterge değil, aynı zamanda jeopolitik güç projeksiyonunu ve devlet kapasitesini belirleyen stratejik bir değişken olduğunu ortaya koymaktır. Çalışma, özellikle IMF’nin ABD bütçe açığı ve borç projeksiyonları ışığında, mali sürdürülebilirliğin askeri güç, ittifak ilişkileri ve jeoekonomik rekabet üzerindeki etkilerini Realizm ve Neo-Merkantilizm perspektiflerinden incelemeyi hedeflemektedir. Böylece 2026–2036 döneminde güç dengelerinin askeri kapasite kadar finansal dayanıklılık ve borç yönetim kabiliyeti üzerinden şekilleneceği tezini teorik ve analitik bir çerçevede temellendirmektedir.
Küresel borcun 2025 yılı sonunda 348 trilyon ABD dolarına ulaşması ve borç/GSYH oranının %300’ün üzerinde seyretmesi, uluslararası sistemin mali temellerinin yeniden değerlendirilmesini zorunlu kılmaktadır. IMF’nin ABD ekonomisine ilişkin son değerlendirmesinde, bütçe açıklarının 2026–2031 döneminde GSYH’nin %7–8’i aralığında kalabileceği ve kamu borcunun 2031’de yaklaşık %140 GSYH seviyesine ulaşabileceği ifade edilmektedir. Bu gelişmeler, borcun artık yalnızca makroekonomik bir gösterge değil, aynı zamanda jeopolitik güç projeksiyonunun belirleyeni olduğunu göstermektedir.
I. Realizm Perspektifi: Güç, Güvenlik ve Mali Dayanıklılık
Realist teoriye göre devletler uluslararası sistemde hayatta kalma ve güvenliklerini maksimize etmeye çalışırlar. Bu bağlamda askeri kapasite ve caydırıcılık temel güç unsurlarıdır. Ancak yüksek borç rejiminde askeri kapasitenin sürdürülebilirliği mali dayanıklılığa bağlı hale gelir. Artan faiz yükü savunma bütçelerini baskılayabilir; bu durum uzun vadeli stratejik projeksiyonları zorlaştırabilir.
ABD örneğinde yüksek bütçe açıklarının ve artan kamu borcunun devam etmesi, savunma harcamalarının finansmanında uzun vadeli sürdürülebilirlik sorunu yaratma riski mevcuttur. Bu durum, NATO gibi ittifaklar içinde yük paylaşımı tartışmalarının artmasına ve dış politika kararlarının maliyet-fayda analizine daha fazla bağımlı hale gelmesine yolaçacak önemli bir ekosistemi beraberinde getirmektedir.
II. Neo‑Merkantilizm / Jeoekonomi Perspektifi
Neo‑merkantilist yaklaşım, devletlerin ekonomik araçları jeopolitik rekabet için kullandığını savunur. Yüksek borç rejiminde devletler stratejik sektörleri borçlanma yoluyla finanse ederek teknoloji, savunma sanayi ve enerji dönüşümü gibi alanlarda rekabet avantajı elde etmeye çalışırlar.
Ancak kamu borcunun sürdürülemez bir patikaya girmesi, stratejik yatırımların finansmanında kısıtlar yaratabilir. IMF’nin ABD’ye yönelik mali konsolidasyon çağrısı, bütçe açığının uzun vadeli dış denge ve küresel finansal istikrar üzerindeki etkilerine dikkat çekmektedir. Bu durum, ekonomik rekabet ile mali disiplin arasındaki gerilimi artırmaktadır. Önümüzdeki on yılda küresel güç dengeleri yalnızca askeri kapasite veya teknolojik üstünlük üzerinden değil, mali sürdürülebilirlik kapasitesi üzerinden şekillenecektir. Küresel borç stokunun tarihî zirveye ulaşması ve özellikle kamu borçlarının artması, devletlerin stratejik tercih setini daraltan yapısal bir baskı oluşturmaktadır. Artık güç projeksiyonu; askeri varlık bulundurma, uzun süreli operasyon yürütme ve teknolojik dönüşümü finanse edebilme kapasitesiyle doğrudan bağlantılıdır.
1. Savunma – Refah İkilemi ve İç Siyasetin Sertleşmesi
Yüksek borç rejiminde faiz ödemelerinin bütçe içindeki payı arttıkça, devletler savunma harcamaları ile sosyal harcamalar arasında daha keskin tercihler yapmak zorunda kalacaktır. Bu durum özellikle gelişmiş demokrasilerde vergi artışları ve kamu harcama kesintileri üzerinden toplumsal memnuniyetsizliği artırabilir ve savunma bütçelerinin genişletilmesine karşı siyasi muhalefeti güçlendirebilir. Böylece dış politika, iç siyasi dengelere daha bağımlı hale gelecektir.
2. Jeoekonominin Kalıcılaşması ve Ekonominin Siyasallaşması
Yüksek borç çağında devletler büyümeyi sürdürmek ve borç sürdürülebilirliğini sağlamak için stratejik sektörleri önceliklendirmektedir. Tedarik zinciri güvenliği, enerji bağımsızlığı ve kritik maden politikaları ulusal güvenlik doktrinlerinin parçası haline gelmektedir. Sanayi politikaları ve sübvansiyon yarışları hızlanmakta; ticaret politikaları daha korumacı ve bloklaşmış bir yapıya evrilmektedir.
3. Çok Kutuplu Finansal Mimari ve Bloklaşma
Refinansman baskısının artması, rezerv para statüsüne sahip ülkelerin avantajını öne çıkarırken, alternatif ödeme sistemleri ve bölgesel finansal düzenlemelerin güç kazanmasına yol açabilir. Borç yeniden yapılandırma süreçleri jeopolitik pazarlık unsuru haline gelebilir.
4. Güç Tanımının Evrimi
2026–2036 döneminde güç, yalnızca askeri kapasiteyle değil; borç sürdürülebilirliği, faiz servis yükünün yönetilebilirliği ve kriz dönemlerinde likidite sağlama kabiliyeti ile ölçülecektir.
5. Küresel İstikrarsızlık Riski
Borç seviyelerinin artması ve özellikle gelişmekte olan ülkelerde borç servis maliyetlerinin yükselmesi, toplumsal protestolar ve siyasi kırılganlık riskini artırdığı takdirde (kuvvetle muhtemel) bölgesel güvenlik boşlukları ve vekâlet çatışmaları için yeni zeminler oluşacaktır.
III. Jeopolitik Sonuçlar (2026–2036)
2026–2036 döneminde küresel güç dengeleri kesin olarak yalnızca askeri kapasite üzerinden değil, mali sürdürülebilirlik üzerinden belirlenecektir. Küresel borç stokunun tarihî zirveye ulaşması ve kamu borçlarının yapısal biçimde artması, devletlerin stratejik manevra alanını kalıcı biçimde daraltmaktadır. IMF’nin son değerlendirmesinde ABD bütçe açıklarının orta vadede GSYH’nin %7–8 bandında kalabileceği ve kamu borcunun 2031’e doğru yaklaşık %140 GSYH seviyesine ulaşabileceği vurgulanmaktadır; bu tablo, rezerv para ihraç eden bir güç için dahi mali disiplin ihtiyacının ertelenemez olduğunu açıkça göstermektedir. Bu gelişme, büyük güç rekabetinde “uzun süreli angajman” kapasitesinin artık bütçe dayanıklılığına bağlı olduğunu kesin biçimde ortaya koymaktadır. Faiz servis yükü arttıkça savunma, teknoloji ve dış politika projeksiyonunun finansmanı doğrudan maliyet baskısı altına girecek; ittifak içi yük paylaşımı tartışmaları kaçınılmaz biçimde sertleşecektir.
Aynı dönemde jeoekonomi kalıcı ve belirleyici bir güç alanına dönüşecektir. Yüksek borç rejimi, devletleri büyümeyi sürdürmek ve borç sürdürülebilirliğini sağlamak için stratejik sektörleri önceliklendirmeye zorlamaktadır; bu durum ticaret politikalarının, sanayi stratejilerinin ve tedarik zinciri güvenliğinin açık biçimde siyasallaşmasına yol açmaktadır. IMF’nin küresel kamu borcunun önümüzdeki yıllarda yüksek kalmaya devam edeceğine dair uyarıları, mali baskının yapısal olduğunu ve geçici bir konjonktür olmadığını net biçimde göstermektedir. Dolayısıyla 2026–2036 döneminde güç, askeri envanter büyüklüğüyle değil; borç çevirme kapasitesi, faiz yükünü yönetebilme kabiliyeti ve kriz dönemlerinde likidite sağlayabilme gücüyle ölçülecektir. Yüksek borç çağında mali dayanıklılığı zayıf olan aktörler, jeopolitik rekabette kaçınılmaz olarak geri pozisyona düşmesi güçlü bir şekilde öngürlebilir.
Sonuç
Yeni gelişmeler ve özellikle IMF’nin ABD bütçe açığı ile kamu borcu projeksiyonlarına ilişkin uyarıları dikkate alındığında, bu çalışma kesin olarak şunu ortaya koymaktadır: Küresel borç rekoru artık konjonktürel bir genişleme değil, uluslararası sistemin yapısal bir dönüşümüdür. IMF’nin ABD bütçe açıklarının orta vadede %7–8 bandında kalacağı ve kamu borcunun 2031’e doğru yaklaşık %140 GSYH seviyesine yükseleceği yönündeki değerlendirmesi, rezerv para ihraç eden bir güç için dahi mali disiplinin ertelenemez olduğunu açıkça göstermektedir. Bu durum, büyük güç rekabetinde askeri kapasitenin tek başına yeterli olmadığını; uzun vadeli angajman, teknoloji yatırımı ve ittifak taahhütlerinin sürdürülebilirliğinin bütçe dayanıklılığına bağlı olduğunu kesin biçimde ortaya koymaktadır. Yüksek borç çağında güç; askeri büyüklükten ziyade borç çevirme kapasitesi, faiz yükünü yönetebilme kabiliyeti ve kriz dönemlerinde likidite sağlayabilme esnekliği ile tanımlanacaktır. Mali dayanıklılığı zayıf aktörler jeopolitik rekabette sistematik biçimde gerileyecek; finansal sürdürülebilirliği güçlü olanlar ise çok kutuplu düzende belirleyici konumlarını tahkim edecektir.